SORULAMAYAN HESABI SORUYORUM
........
Güncel
- 09-08-2012 19:17
[B]
HESAP VERİN
Dealarca yazdım, yazdık...
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın 'Dere İslahı' ile ilgili çalışmaları 'Koskoca bir yalan' diye...
'Trilyonlar boşa harcandı, derelerin islah edilği falan yok' diye..
Belediyenin beceriksizliklerini, haksızlıklarını, göstermelik işlerini yazdığım için, bir akşamüstü; bizzat İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı Basın Müşaviri Ahmet Faruk Yanardağ'ın talımatıyla, belediyenin güvenlik görevlilerince, 'Basın müşaviri seni burada istemiyor, süekli aleyhte haber yapıyormuşsun, çık dışarı' denilerek Sarathane'deki belediyeden dışarı atıldım.
Meslektaşları olmaktan utandığım gazeteci bozuntularının, 'Boğaç güvenlik görevini yapıyor, zorluk çıkartma' tavsiyeleri eşliğinde...
Güvenlik görevlilerinin görevleri arasında, 'Basın müşavirinin beğenmediği gazeteciyi dışarı atma' olduğunu da o anda öğrenmiş oldum.
12 Şubat 2009'da meydana glen bu olayın üzerinden yaklaşık 16 ay geçti...
Evet, 'İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın kendilerine tahsis ettiği kışın sıcacık, yazın yayla serinlğindeki odayı, o odada her masaya özel yerleştirilmiş ve her yöne açık telefon imkanlarını, kendilerini tatmin etmek için, işin stresini çıkartarak her türlü özel işlerinde kullanmaktan kaçınmadıkları odacılarını, sınırsız çay ve yemek imkanlarını kaybetmemek için; yakaladıkları özel haberlerde bile, basın müşavirliği çalışanlarından icazet alıp, söz konusu basın müşaviri ve müşavirilk yetkilileri ile, 'Enseye tokat, malum yere parmak' ilişkisinden kaçınmayarak, gazetecilik mesleğinin çalışma ilkelerini ayaklar altına alan gazeteci müsvettelerinin yazamadıklarını yazmıştım çünkü...
Yazdıklarımın arasında, 'Dere islahı' konusu en başta geliyordu...
Keşke o dereler hakikaten islaih edilebilmiş olsaydı, keşke 11 ay önce Ayamama Deresi, kamyon parknı basmasaydı, 16 kişi ölmeseydi de, ben gazetecilik görevimi, 'Belediye İstanbul'un Dere Sorununu Bitirdi' diye haber yapsaydım. Ama her yoğun yağmurda; dere islahının nasıl bir yalan ya da beceriksizlik örneği oldğu bir kez daha ortya çıktı.
2008 yazında hep birlikte yüzeceğimiz taahhüt edilen Kurbağalıdere, önceki gün, bir insana mezar oldu.
Her altı ayda bir gidip, gerek Kurbağalıdere'nin başladığı Ataşehir, gerekse Kadıköy Dereağzı'nda çekimler yaptım, bir arpa boyu bile yol ilerlindğin görsem, bir İstanbullu olarak ve bir gazeteci olarak umutla yazardım...
Ama ne varsa onu yazdım ve ne yazık ki haklı çıktım. İslah eden bir derenin, 2 metre 77 santim yükselmesi ne anlama geliyordu? 'Dere islahı becerilemedi' demek değil miydi bu olay...
Üç günde, 2411 evi su bastı, 1744 sokak ya da cadde sular altında kaldı, bir üst geçet şelale oldu, bir iki göstermelik haber dışında, 'İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın kendilerine tahsis ettiği kışın sıcacık, yazın yayla serinlğindeki odayı, o odada her masaya özel yerleştirilmiş ve her yöne açık telefon imkanlarını, kendilerini tatmin etmek için, işin stresini çıkartarak her türlü özel işlerinde kullanmaktan kaçınmadıkları odacılarını, sınırsız çay ve yemek imkanlarını kaybetmemek için; yakaladıkları özel haberlerde bile, basın müşavirliği çalışanlarından icazet alıp, söz konusu basın müşaviri ve müşavirilk yetkilileri ile, 'Enseye tokat, malum yere parmak' ilişkisinden kaçınmayarak, gazetecilik mesleğinin çalışma ilkelerini ayaklar altına alan gazeteci müsvettelerinin imzasını taşıyan bir tek haber okudunuz mu gazetelerde?...
Okuyamadınız, çünkü...
Yoktu...
Bunan sonra da olmayaak, ne ben ne de siz beklemeiyn..
2411 evi, 1744 sokak ya da caddeyi su basması ne demek?
Alt yapı çalışmalarının yetersiz olması, çalışmalarda başarılı olunamamsı, harcanan parların sokağa atılmış olması demek değil mi?
Bir gazetecinin, bir muhabirin, bir belediye muhabirinin görevi değil midir bunalrı yetkililere ya da bizzat başkana sormak ve sonra da haber yapmak?...
Malum 'İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın kendilerine tahsis ettiği kışın sıcacık, yazın yayla serinlğindeki odayı, o odada her masaya özel yerleştirilmiş ve her yöne açık telefon imkanlarını, kendilerini tatmin etmek için, işin stresini çıkartarak her türlü özel işlerinde kullanmaktan kaçınmadıkları odacılarını, sınırsız çay ve yemek imkanlarını kaybetmemek için; yakaladıkları özel haberlerde bile, basın müşavirliği çalışanlarından icazet alıp, söz konusu basın müşaviri ve müşavirilk yetkilileri ile, 'Enseye tokat, malum yere parmak' ilişkisinden kaçınmayarak, gazetecilik mesleğinin çalışma ilkelerini ayaklar altına alan gazeteci müsvetteleri', benim onlarla ilgili buna benzer yazılarımdan sonra, bana birçok yorum yazdılar, 'Yahu kardşim, sen de bu oda imkanlarınan fadalanmadın mı? Telefonu istediğin gibi kullanmadın mı? Çay içmedin mi? Yemek yemdin mi?' diye mesajlar attılar. Hemen söyleyeyim, o odayı da, telefonu da kullandım, çaylarını da içtim, yemeklerini de yedim; bilgisayarlarnı da kullandım, ama; o oda bana, internetin, çayın, telefonun ve yemeğin yalkası olayım diye değil, 'Gazeteclik' yapayım dye tahsis edilmişti. O oda, belediye muhabirerinin, işlerini yani mesleklerini yani bilem hatırlıyorlar mı, gazetecilği yapsınlar diye verilmişti, ben de haber konusunda ayırım yapmadım, lehte ya da aleyhte ayırımı yapmadan yazdım ne bulduysam. Çünkü benim mesleki onurum, çaydan, yemekten, inernet imkanından ve basın danışmanlığına yapılacak olan yalakalıktan çok daha üstündü...
Ne mlu bana ki, O 'İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın kendilerine tahsis ettiği kışın sıcacık, yazın yayla serinlğindeki odayı, o odada her masaya özel yerleştirilmiş ve her yöne açık telefon imkanlarını, kendilerini tatmin etmek için, işin stresini çıkartarak her türlü özel işlerinde kullanmaktan kaçınmadıkları odacılarını, sınırsız çay ve yemek imkanlarını kaybetmemek için; yakaladıkları özel haberlerde bile, basın müşavirliği çalışanlarından icazet alıp, söz konusu basın müşaviri ve müşavirilk yetkilileri ile, 'Enseye tokat, malum yere parmak' ilişkisinden kaçınmayarak, gazetecilik mesleğinin çalışma ilkelerini ayaklar altına alan gazeteci müşvetteleri' ile aynı kefede değilim ve o odayı kullanmadan da, 2411 evin, 1744 sokak ya dra caddenin, harap olan trilyonlarca liar eşyanın, biten umutların, ölenlerin hesabını, nedenini; İstanbullu'nun parasının hangi beeriksizliklerde harcandığını sorabiliyorum...
Hesap verin...
Vermek zorundasınız...
Önce bana..
Sonra İstanbullular'a...[/B]