Üniversite
Giriş Tarihi : 09-08-2012 19:17

Üniversitede ORGANİZE iddiası!...

ŞANLI SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİNDE BÜYÜK BİR ORGANİZENİN VARLIĞINA İŞARET ETTİ…

Üniversitede ORGANİZE iddiası!...
[RENK=kirmizi][B]SİVAS EGEMEN GAZETESİ YAZARI SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİNDE BÜYÜK BİR ORGANİZENİN VARLIĞINA İŞARET ETTİ… İŞTE O KÖŞE YAZISI...[/B][/RENK] [B][B]BABA'NIN KÖŞESİ ŞİMDİ, SONUN BAŞLANGICINA GELDİK… [/B]


[B]Recep ŞANLI info@egemengazetesi.com[/B] Eğer yazılanlar doğru ise, Sayın Nuran Kaya BALOĞLU Hanım efendiye isnat edilenler doğru ise, kendini Zahir BAKICI için neden parçaladığını anlamaya başladım. Evet, 4 ya da 5 Aralık tarihinde yani büyük oğlumun sayın hocamı darp etmesinin ertesi günü veya iki gün sonrası, Ethembey parkında küçük oğlum yani M. Çağrı ŞANLI’ ya randevu veriliyor. Ethembey parkında buluşmak üzere, randevuyu veren kim? Nuran BALOĞLU, yani çift maaşla ödüllendirilen Zahir BAKICI’ nın sekreteri veya finanstan sorumlu müdürü. Yanlarında Sayın Zahir BAKICI, Nuran BALOĞLU, Mikrobiyolojiden emekli başka bir müdürü olan ve aynı zamanda o mıntıkada oturan bir zat, bir kaçta ismini bilmediğim vakıf çalışanı. Ama hepsini görsem tanırım. Toplantı başlıyor. Sayın Zahir BAKICI, oğluma yapılan işin yanlış olduğunu, böyle olmaması gerektiğini filan anlattıktan sonra, devreye Nuran hanım giriyor ve başlıyor konuşmaya, “Çağrı bak, Zahir Bey seni çok seviyor. Aslında böyle olmasını istemiyordu. Ama bir yanlış anlamanın oldu. Sen çok çalışkan ve dürüstsün, Zahir Bey seni yeniden değerlendirecek. Tekrar işe alacak. Ağabeyinin de ceza evine düşmesine çok üzülüyor. Zaten baskılar sonucu davacı oldu”. (artık kim ne diye baskı yaptıysa) Birkaç gün sonra davadan vazgeçeceğini anlatıyor. Sabırlı olmasını diliyor. Çağrıda hocasının elini öptükten sonra, özür diliyor. Sonra havadan sudan sohbet ediliyor. Çaylar yudumlanıp vedalaşılıyor. Herkes kalkınca Nuran BALOĞLU “seninle Hakan pastanesinde özel olarak görüşmek istiyorum” diyerek randevulaşıp ayrılıyorlar. Oğlum geldi durumu bana anlattı. “Nuran abla beni arayacak Hakan pastanesinde bulaşacağız”. Bana baba “sen ne diyorsun” dedi. Bende “git buluş” dedim. Nuran BALOĞLU telefon etti. Çağrının bende yanındayım “nerdesin” dedi. O da “babam ile geziyoruz” dedi. “Pastaneye gel, ama yalnız ol” dedi. Bende “git oğlum” dedim. ( Eğer pastanede kamera var ise o tarihte kayıtlarda bulunabilir) Bir iki saat sonra Çağrı geldi. Ne oldu oğlum dedim. “Baba konuştuk, benden bazı şeyler isteyeceğini, eğer yaparsam Zahir Bey hem ağabeyim ile olan davadan vazgeçecek hem de beni ve ağabeyimi işe alacakmış” dedi. Bende “ne istedi oğlum” dedim. “Baba sonra söyleyecek” dedi. Herhalde Pazar günü idi. Oğlum, Pazartesi gününü bekleyelim, eğer davadan vazgeçer ise avukat ile konuştum bir üst mahkemeye itiraz etmeye gerek kalmayacak hemen bıraktırırlar dedi. O ümit ile Pazartesi gününü bekledik bir sonuç alamadık. Salı oldu zannediyorum, sabah on sıraları idi. Oğlum ile araba ile giderken telefonu çaldı arayan Nuran BALOĞLU idi. “Babam ile araba da geziyoruz” dedi. Bunun üzerine bizi Cumhuriyet Üniversitesi hastanesine davet etti. O sırada bize normal kapıyı değil, Onkoloji ünitesinin önüne Radyoloji bölümünün arkasına düşen bir yer tarif etti. Bizi “oradan içeri alacağını, kimsenin bizi görmesinin uygun olmayacağını” söyledi. Bizde dediğini yaptık. Bize tarif edilen kapıyı bulduk, o arada onlarda orada belirdi. Bizi içeri aldılar. Radyoloji ünitesi idi. Bir daracık yere götürdüler, oradaki görevli bir arkadaştan odasının anahtarını aldılar ve on onbeş dakika bekledikten sonra gelen haber üzerine Prof. Dr. Orhan SOLAK beyin odasına götürdüler. Bizi götüren Nuran Hanım ile Mikrobiyolojiden emekli olmuş, ama şimdi Zahir BAKICININ müdürlüğünü yapan kişiye “hoca siz gidin biz özel görüşeceğiz” dedi. Sayın Hocam bizi odasında ağırladı, çay söyledi ve sadede geldi. “Bak Recep (Recai) bir olay olmuş olmasa iyi idi. Üzüldüm, kan davası yapmanın bir anlamı yok sulh edelim, barışalım bu olay burada kapansın”. Gerçi bizim yapımızda biraz Çavuşbaşılılık biraz Sivaslılık serde birazda Kurtçuluk ( Kurtçuluk ne oluyor ise onu da anlamadım) olunca olan olmuş. Bende hocamdan izin istedim. Özür diledim. Çocuğumun suçsuz yere işten atıldığını onu tekrar işe alması için büyük oğlumun hoca ile görüşmek istediğini ama o kadar insan içinde azarlanınca hiç olmaması gerekenlerin olduğunu, pişman olduğumuzu ve özrümüzü beyan ettik dedim. Hocam da “bunun yirmi otuz gün içerisinde telafi edileceğini, her ikisini de işe alacağını, hatta Burak için onu ceza evinden çıktıktan sonra kadrolu gibi Üniversiteye yerleştireceğini” bunun için bir değil üç kere söz verdikten sonra; Ama dedi: “Sizde, bizlere bir şeyler vereceksiniz”. “Hayırdır hocam” dedim. “Bizim başımızda bir bela var, sürekli bizle uğraşıyor. Kendisi Almanca Öğretmeni, aynı zamanda internet gazeteciler başkanı. Bu adam ile başımız belada, kendisi İletişim Fakültesine geçmek istedi olmadı, eşinin başhemşire olması için uğraştı olmadı, öyle olunca bunları bizden biliyor ve devamlı bizim ile uğraşıyor. İstersen Zahir Hocayı da sesleyeyim öyle konuşalım dedikten sonra telefon edip Zahir Hocayı sesledi ve ağzından baklayı çıkardı.. “Diyeceksin ki”, “Benim oğlumu bu internet gazetesi sahibi Oğuz denen adam yönlendirdi. Zahir Hocayı darp ettirdi. Bu ifadeyi belgeye yazıp savcılığa vereceksin. İşte Zahir beyde burada, bende buradayım. Senin çocuklarının işi yirmi yirmi beş günde olacak. Eğer Zahir yapmaz ise ben söz veriyorum. Bir değil üç kere söz veriyorum. Tamam mı”.? Bende “hocam, vallahi öyle bir şey olmadı. “Olay olduktan sonra ben oğlumu teslim edecektim”. Komşumuz olan o zamana kadar onun hoca olduğunu bile bilmiyorum Oğuz’dan yardım istedik. O da bize elinden geldiğince yardım etti. Ama hiçbir zaman benim çocuklarımı bu konuda yönlendirmedi. Hoca ve Zahir Bey buz gibi oldu”, “o zaman düşün, taşın karar ver, bize de haber ver” dedi. Bizde oradan vedalaşarak aynı geldiğimiz arka kapıdan çıkartılarak ayrıldık. Bir gün sonra, tekrar Nurhan BALOĞLU oğlumu arıyor ve kendisini adliyenin önüne davet ediyor. Bende dışarıdayım oğlumdan mesaj geldi. “Baba acele adliyenin önüne gel”. Hemen adliyenin önüne gittim. Sağa sola baktım yok, telefon ile aradım. Oğlum tekrar mesaj attı. Baba aynalı kapının çıkışında mahkûmların adliyeye getirildikleri yerdeki araç parkındayım. Hemen oraya yöneldim, baktım Nuran BALOĞLU kaldırımda telefon ile hararetli hararetli konuşuyor. Beni fark etmedi. Beyaz ( krem rengi bej de olabilir) doğan ya da şahin marka bir arabanın arka koltuğunda bir şeyler yazıyor hemen arabanın kapısını açtım şoför koltuğunda bir erkek!! “Çağrı ne yapıyorsun” dedim. “Baba Nuran Abla beni aradı”. “Sen Oğuz hakkında böyle yazar da, savcılığa verirsen bizde senin ağabeyinin hakkındaki davadan vazgeçeceğiz” dedi. “Bana zorla yazdırmaya çalışıyorlar”. Bende oğlumun elinde ki yazdırdıkları kâğıdı alarak yırttım. Ardından, Nuran BALOĞLU’ na da “sen neden Zahir Beyin bu işleri ile bu kadar yakından ve cani gönülden ilgileniyorsun eğer bir problemi var ise kendisi arasın veya kendisi gelsin sana ne” dedim. Evet Nuran Kaya BALOĞLU’NUN neden bu kadar ilgilendiğini şimdi anladım…. (DEVAM EDECEK…) SAYGILARIMLA [B]Kaynak: Amiral Gemisi Egemen[/B]

AdminAdmin