Ekonomi
Giriş Tarihi : 09-08-2012 19:17

İKLİM PLATFORMU'NDAN KONFERANS

........

İKLİM PLATFORMU'NDAN KONFERANS
İklim Platformu Direktörü Dr. Sibel Sezer Eralp dünyanın karbon merkezli yeni bir ekonomi modeli ile karşı karşıya olduğunu belirterek, iş dünyasını acil olarak bu yönde hazırlanacak model için harekete geçmeye çağırdı. Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) ve Bölgesel Çevre Merkezi Türkiye (REC Türkiye) girişimiyle kurulan "İklim Platformu", Aralık ayında Kopenhag’da gerçekleştirilecek ve iklim değişikliğiyle mücadelede yeni bir uluslararası anlaşmanın şekilleneceği 15. Taraflar Konferansı öncesinde, düşük karbon ekonomisine geçiş ve iklim değişikliği ile mücadele konusunda iş dünyasını buluşturdu. Türkiye’de Düşük Karbon Ekonomisine Geçiş İçin Arayışlar Konferansı çok sayıda şirketin üst düzey yöneticilerinin de katılımıyla İstanbul Conrad Otel’de gerçekleştirildi. Açılış konuşmalarını TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ve İklim Platformu Direktörü Dr. Sibel Sezer Eralp’in yaptığı konferansta, İngiltere İstanbul Başkonsolosu Jessica Hand, Avrupa İklim Vakfı Kıdemli Politika Danışmanı Delia Villagrasa ve Başkent Elektrik Dağıtım A.Ş. Genel Müdürü Yetik Kadri Mert de düşük karbon ekonomisine geçiş ve iklim değişikliği konusunda birer konuşma yaptı. Konferansta GE CEO’su Kürşat Özkan başkanlığında Teknoloji Transferi ve Teknoloji’nin Yaygınlaştırılması Çalışma Grubu, WWF Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Akın Öngör başkanlığında Düşük Karbon Ekonomisi’ne Geçişin Finansmanı Çalışma Grubu ve Procter & Gamble CEO’su Saffet Karpat başkanlığında Tedarik Zincirinde Karbon Yönetimi Çalışma Grubu toplantıları yapıldı. Çalışma gruplarında Türkiye’de düşük karbonlu yeni bir ekonomi modeline geçerken mevcut sorunlar tespit edilirken, sürecin ortaya çıkaracağı tehditleri ve fırsatların neler olduğu, iş dünyasında belirli bir farkındalık oluşturmak ve harekete geçmeye teşvik etmek için yapılması gerekenler ve geçişin başarısı için gerekli olan kamu desteğinin iş dünyasının ihtiyaçlarına cevap verebilmesinin nasıl sağlanacağı tartışıldı. TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, konferansın açılışında yaptığı konuşmada, iklim değişikliği ile mücadelede düşük karbon ekonomisine geçişin sanayi açısından önemi ve iş dünyasının konuya yaklaşımına değindi. Düşük karbon ekonomisinin oluşturacağı fırsatların önemini vurgulayan Yalçındağ, Kopenhag’da gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin sorumluluk alması ve siyasi irade göstermelerinin beklendiğini belirtirken, Türkiye’nin hem zirvede hem de genel olarak iklim değişikliği politikalarında etkin rol alması gerektiğini vurguladı. Düşük karbon ekonomisi için ilgili paydaşların katılımı ile strateji ve eylem planları hazırlanmasının önemini vurgulayan Yalçındağ, bu süreçte yapılması gereken önemli çalışmaları şu başlıklarla özetledi: "Düşük karbonlu ekonomiye geçiş yönünde politikalar geliştirilmeli, enerji tasarrufu ve enerji verimliliğini artırıcı önlemler alınmalı, yenilenebilir enerji potansiyelimiz geliştirilmeli, üretimde çevre dostu teknoloji ve tekniklerin kullanımı ile Ar-Ge faaliyetleri desteklenmelidir." İklim Platformu Direktörü Dr. Sibel Sezer Eralp ise konferansın açılışında yaptığı konuşmada, dünyanın ve Türkiye’nin karbon merkezli yeni bir ekonomi modeli ile karşı karşıya olduğunun altını çizerken, "Düşük karbonlu bu yeni ekonomi modeli, oluşturduğu yeni fırsatlarla, iş dünyası için cazip bir model haline geliyor. Bu süreçte siz de yer almak istiyorsanız bir an önce harekete geçmeniz gerekiyor. Bu nedenle, sizi İklim Platformu’na üye olmaya ve dönüşümü birlikte gerçekleştirmeye davet ediyorum" dedi. Eralp, bu yeni süreçte Türkiye’nin "ulusal bir iklim değişikliği eylem planına" ihtiyacı bulunduğunu vurgularken, "Bu eylem planının uzun vadeli olması, özel sektörün yatırım planlaması yapabilmesi ve finansal risk yönetimi için gerekli görülüyor. Bu planlamanın başarısı için özellikle uzun vadeli ulusal bir enerji stratejisinin belirlenmesi gerekiyor" diye konuştu. Kyoto Protokolü’nün 2012 yılında misyonunu tamamlayacağını anımsatan Eralp, şu değerlendirmeyi yaptı: "2012 sonrası geçerli olacak küresel iklim rejiminin temel çerçevesinin ise üç hafta sonra gerçekleştirilecek Kopenhag Zirvesi’nde belirlenmesi bekleniyor. ABD ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin de dahil olacağı, Kopenhag’dan çıkması beklenen yeni anlaşma başarı ile sonuçlandırılabilirse 21. yüzyılın en önemli uluslararası anlaşmalarından birisi olarak daima anılacaktır." 2009 yılında yaşanan ekonomik krizin ardından Meksika ve Güney Kore gibi gelişmekte olan ülkelerin de bulunduğu toplam 13 ülkenin ekonomik canlandırma paketlerini küresel mali kriz ile birlikte düşük karbon ekonomisine geçiş ve ekonomide yeni bir dönüşümün sağlanması için kullanmaya başladıklarını bildiren Eralp, "Milyonlarca istihdam alanının oluşturulduğu yeşil mali ve finansal programlar ile birlikte düşük karbon ekonomisinin 2008 yılı içerisindeki küresel pazar büyüklüğü 3.650 milyar Euro düzeyine ulaşıyor" diye belirtti. Yalçındağ temkinli ama anlamlı konuştu Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele ve düşük karbon politikalarının, AB üyeliği perspektifinden ayrı tutulamayacağını dile getirerek; ’’Çevre faslının müzakerelere açılmasıyla Türkiye, emisyon azaltım yükümlülüğü alma konusunda AB’nin siyasi baskısını hissedebilir’’ dedi. Yalçındağ, TÜSİAD ve Bölgesel Çevre Merkezi Türkiye (REC Türkiye) girişimiyle kurulan ’’İklim Platformu’’nun düzenlediği ’’Türkiye’de Düşük Karbon Ekonomisine Geçiş İçin Arayışlar’’ başlıklı konferansta yaptığı konuşmada, küresel iklim değişikliğiyle mücadele ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş yolunda kaldıraç görevi görecek iş dünyasının, süreçte daha aktif ve öncü rol alması gerektiğine inandıklarını ifade etti. Dünyanın bir yandan küresel finansal krizin yarattığı gelir kaybı, işsizlik gibi sorunlara çare ararken, bir yandan da küresel iklim değişikliği ile mücadele etmek durumunda olduğuna değinen Yalçındağ, çok boyutlu bir küresel tehdit olan küresel ısınmaya karşı hala önlem alınabileceğine işaret ederek, şöyle konuştu: ’’Ancak, bunun için tüm ülkelerin ortak iradesi ve samimi mücadelesi şarttır. Tüm dünya Aralık 2009’da Kopenhag’da gerçekleşecek BM İklim Değişikliği Taraflar Toplantısı’ndan çıkacak kararları bekliyor. Kopenhag’da siyasi bir karar alınması ve takip eden süreçte hukuki bağlayıcılığı olan bir protokolün imzaya açılması beklenmektedir. Ancak, gerek ABD’nin henüz somut bir adım atmamış olması gerekse Çin gibi emisyonları hızla artan gelişmekte olan ülkelerin sorumluluk almaya yanaşmaması Kopenhag’a bağlanan ümitleri zayıflatmakta. Bu süreçte tüm ülkelerin sorumluk almaları ve günlük siyasi retorikten ziyade samimi ve somut adımlar atmaları gerekmektedir.’’ Dönüşüm İhtiyacı Var Arzuhan Doğan Yalçındağ, bilimsel çalışmalara göre, önlem alınmadığı takdirde, dünyanın 2050 yılına kadar 4-5 derece ısınacağını ve dünya ekonomisinin ortalama olarak yıllık yüzde 5 küçüleceğini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu: ’’Küresel iklim değişikliği ile mücadele ederken önlem almanın yıllık maliyetinin, küresel GSYH’nin yüzde 1’i olacağını ve çok ciddi ekonomik avantajlar ve fırsatlar yaratacağını biliyoruz. Bunun için vakit kaybetmeden düşük karbonlu ekonomiye geçiş için gerekli tedbirleri almalı ve bunu ülkenin tüm politikaları ile bütünleşik bir yapıda ve vizyonda gerçekleştirmeliyiz. Böylece gerek ekonomik ve sosyal kalkınma, gerek iklim değişikliği, gerek enerji güvenliği konularında ortak ve bütünleşik stratejiler izlenerek kazan kazan durumu yaratılabilir.’’ Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonlarının, 1990-2007 yılları arasında yüzde 119 artış gösterdiğini, burada en büyük payı yüzde 77 ile enerji kaynaklı ve yüzde 9 ile atık kaynaklı emisyonların aldığını ve enerji sektöründe radikal değişiklikler yapılması gerektiğini anlatan Yalçındağ, sürdürülebilir kalkınma prensipleri çerçevesinde zihinsel, üretim ve tüketim şekil ve alışkanlıklarında değişim ve dönüşüme ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Yalçındağ, ’’Ciddi yatırımlar gerektiren bu dönüşüm kolay olmayacaktır, ama tüm ülkelerin, politikacıların ve özellikle de bireylerin inisiyatifi ile bu gerçekleştirilebilir’’ dedi. Düşük karbonlu ekonomiye geçişin, yarattığı fırsatların yanı sıra ciddi maliyetler getireceğine dikkati çeken Yalçındağ, BM çalışmalarına göre, emisyon azaltmanın yıllık küresel maliyetinin 200 milyar dolar olacağının tahmin edildiğini söyledi. Yalçındağ, bu durumda özellikle gelişmekte olan ülkelerin düşük karbonlu kalkınma plan ve stratejileri geliştirerek düşük karbonlu teknoloji ve yatırımları hızlandırmaları gerektiğine işaret ederek, ’’Ülkemizde de kamu ve özel sektör, gerekli envanter, veri ve bilgi çalışmalarını tamamlayarak maliyet-fayda analizleri yapmalıdır. Bunun yanında kısa, orta ve uzun vadede stratejiler ve eylem planları hazırlanmalıdır’’ diye konuştu. Avrupa Birilği’nin Hedefi Arzuhan Doğan Yalçındağ, Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele ve düşük karbon politikalarının, AB üyeliği perspektifinden ayrı tutulamayacağını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı: ’’2020 yılında 1990 yılına göre yüzde 20 emisyon indirimi ve yüzde 20 enerji verimliliği hedefi koyan AB, Kopenhag’da küresel bir irade gösterilirse azaltım hedefini yüzde 30’a çıkaracağını beyan etmektedir. Ayrıca AB, yeni üye olan, katılım sürecinde olan ve aday ülkelerin de bu doğrultuda hedef almalarını beklemektedir. Bu durumda, çevre faslının müzakerelere açılmasıyla Türkiye emisyon azaltım yükümlülüğü alma konusunda AB’nin siyasi baskısını hissedebilir. İklim değişikliği ile mücadelede Türkiye üzerine düşeni yapmalıdır. Ancak gerçekçi bilgi ve veriye dayanan stratejiler geliştirerek sanayisinin ve ekonomisinin kaldırabileceğinden fazla bir yükümlülük altına girmekten kaçınmalıdır. Ayrıca düşük karbonlu ekonomiye geçiş yönünde politikalar geliştirerek, enerji tasarrufu ve enerji verimliliğini artırıcı önlemler alınmalıdır. Mutlaka yenilenebilir enerji potansiyelimiz geliştirilmeli, üretimde çevre dostu teknoloji ve tekniklerin kullanımı ve Ar-Ge faaliyetleri desteklenmelidir.’’ Arzuhan Doğan Yalçındağ, toplantı çıkışında gazetecilerin TÜSİAD başkanlığına ilişkin olarak üyeler arasında anket yapıldığı haberlerine ilişkin sorularını ise yanıtsız bıraktı. Bölgesel Çevre Merkezi (REC) Karadeniz ve Türkiye Direktörü Sibel Sezer Eralp ise Kopenhag’dan çıkması beklenen yeni anlaşmanın başarı ile sonuçlandırılması durumunda 21. yüzyılın en önemli uluslararası anlaşmalarından biri olacağını belirterek, ’’Bugün, ekonomide yeni bir paradigma değişikliğinin eşiğindeyiz’’ dedi. Bugün hiçbir önlem alınmadığı takdirde, iklim değişikliğinin neden olacağı kalıcı zarar ve ekonomik kaybın, küresel gayri safi hasılanın yüzde 20’sine ulaşacağını ifade eden Eralp, ilerideki kalıcı kayıpları önlemek için ise bugün küresel gayri safi hasılanın sadece yüzde 2’sinin yeterli olacağının altını çizdi. 2009 yılında yaşanan küresel ekonomik kriz sonucunda bazı ülkelerin canlandırma paketlerinin, düşük karbon ekonomisine geçiş yönünde hazırlıkları içerdiğine işaret eden Eralp, ’’Milyonlarca istihdam alanının yaratıldığı yeşil mali ve finansal programlar ile birlikte düşük karbon ekonomisinin 2008 yılı içindeki küresel pazar büyüklüğü 3,6 milyar avro düzeyine ulaşıyor’’ diye konuştu. Finansmanda Kamunun Rolü Önemli Eralp, Türk sermayesinin bu pazara penetrasyonunun önemine dikkati çekerek, ’’Bu nedenle, Türkiye’nin bugünden itibaren yeni bir ulusal sektörel strateji hedefi ve buna yönelik kamu teşvik sistemini konuşuyor olması gerekiyor’’ dedi. İklim dostu teknolojilerin kullanımının yaygınlaştırılmasının, düşük karbon ekonomisine geçişte önemli rol oynadığını vurgulayan Eralp, kullanımda olan teknolojilerin yaygınlaştırılması için pazarın oluşturulması, ürün ve hizmete dönüşmemiş teknolojiler için Ar-Ge ve inovasyon desteğinin sağlanması ve yeni teknolojilerin geliştirilmesi için de uluslararası işbirliğinin sağlanması gerektiğini kaydetti. Eralp, iklim değişikliğine karşı mücadelede finansman sorununa da değindiği konuşmasında, düşük karbon piyasasının oluşmasında devletin satın alım destekleri, mevzuat yönlendirmeleri, yatırım teşvikleri gibi araçların özel sektörün yatırım motivasyonunu artırdığını, sürecin finansmanında kamunun çok önemli rolü bulunduğunu anlattı. Boğaç YÜZGÜL
AdminAdmin