BUNLAR BASIN DÜNYASINA ZARAR VERİYO
........
Bölgemiz - 09-08-2012 19:17
Tü rkler ve Ermeniler; asırlardır dostça ve kardeşçe bir arada aynı coğrafyada yaşamış iki toplum…
Bu haber asla Ermeni Toplumu’na yönelik bir haber değildir…
Ancak, özellikle medya dünyasında son birkaç yıldır büyük rahatsızlık yaratan bir olayın, mütemmim cüzleri oldukları için, bu haberde ağırlıklı olarak Ermeniler yer almıştır…
Evet, İstanbul’da toplam sayıları zaman zaman yüzü bulan bir Ermeni grubu var…
Bu Ermeni grubu, yemekli, içkili, kokteyllli, davetli, ikramlı ve bol hediyeli toplantıları; yakından takip ederek, uydurma basın kartları ile, ‘Basın Mensubu’ sıfatı ile, tüm bu etkinliklerde boy gösterip, haksız bir faydalanma elde ediyorlar…
Bu grup, bu tip toplantılara sadece kendileri gelmekle kalmayıp, mahallelerinde ne kadar eş, dost, akraba ya da komşu varsa toplayıp, güruh halinde katılım sağlıyorlar…
Halkla ilişkiler ajansları ya da organizatörler bu işten fazlasıyla rahatsız. Ama bazen onların da göz yummasıyla, salonlarda son derece çirkin manzaralar yaşanıyor…
Zira, yemeklere görmemişcesine saldıran, açık büfe tezgahlrını talan eden, yemek ya da içki dağıtan servis elemanlarına çok zor anlar yaşatan bu grup, kimi zaman ası isminden utandığı için, takma Türk adları kullanmaktan da geri durmuyor…
Tekrar söylüyoruz, bu haber; Türk-Ermni dostluğuna inanan, Ermeni toplumunu asla aşağılamak amacında olmayan bir haberdir…
Ama basın mesleğinin daha fazla zarar görmemesi için bu haberin yapılması taraftarıydık..
Zaten gerek bu Ermeni grubunu, gerekse buna benzer başka grupları beş buçuk yıldır izleyerek, ‘Ekip’ adlı bir kitap hazırlamakta olan Boğaç Yüzgül de, bu gruba ilişkin birçok bilgi ve izlenim yer almaktadır…
Kendisi tüm ısrarlarımıza rağmen, kitap çıkmadan kitapta yer alan ilgiler de olması sebebiyle bu konu ile ilgili konuşmamıştır. Ancak ajansımız, Yüzgül’ün kitabında yer alan önsöze ulaşmayı başarmış, ele geçirmiştir. Yüzgül, kitaında yer alan kokteylcileri, Türk ya da Ermeni diye ayırmamıştır. İşte Boğaç Yüzgül’ün, kitapta yer alan önsöz şu şekildedir:
ÖNSÖZ
1970 ve 1980’li yıllarda, Türk Pop Müziği’nin en verimli isimlerinden biri olan İlhan İrem, bir şarkısında; ‘Hiçbirşey ülkesinde, her şey hiçbirşeymiş; hiçbirşey her şey her şeymiş; her şey hiçbirşey’ diye bir aliterasyon yapıyordu. Yıllar sonra, ‘Ekip’ ile tanıştıktan sonra, bu şarkının dünyaya vermek istediği mesajın bir başka boyutunu da çok iyi anlamış oldum.
Okumakta olduğunuz ‘Ekip’ adlı bu kitap, toplumsal değerler ve mesleki etik anlamında, birçok kişi tarafından şiddetle eleştirilecek bir tutumu sergileyen bazı insanların hayatlarından kesitler verdiği gibi, sosyoloji bilimi açısından incelenmesi şart hale gelen çok daha ilginç bir kitleyi okuyucuya aktarmaktadır. Kitapta, en şiddetli kişilik bozuklukları olan, şizofren-parnoid hastalarda dahi rastlanmayacak ölçüde kişilik bozuklukları olan, inandıkları kimliğe bir anda brünen ve o kimliğe bir anda kendilerini de inandıran çok ilginç toplum katmanlarına tanıklık edeceksiniz…
Baştan belirtmem lazım gelen bir husus vardır:
Bu kitapta yer alan tüm karakterler, tamamıyla gerçek hayatta varolan, yaşamış ve halen yaşamakta olan kimselerdir.
Zaten bu kişilerin, birbirlerini tanımlarken, ‘Ekip’ ortak paydasında buluşmaları, kendilerini bir ekibin ruhu içinde yani söz konusu ‘Ekip’ içinde görmeleri; kitaba adını veren temel kaynaklardan biridir.
Ancak isimler, gerçek hayattaki isimleri değil, gerek hattaki isimlerine çok benzer bir yakıştırma ile kaleme alınmıştır. Mesela, Ahmet ‘Mehmet’, Ali ‘Veli’, Kazım ‘Nazım’ olmuştur.
İsimlerle birlikte, her kişinin, yani her ekip üyesinin bir lakabı vardır. Bu lakap o kişiye, bizzat ekip tarafından takılmıştır ve menfi ya da müspet; bu lakap, o kişinin hayatının sonuna kadar bir sabıka kaydı gibi taşıyacağı bir unvan ya da takma ad niteliği taşımaktadır.
Yani ekip üyeleri, birbirlerini isimlerinin yanı sıra, daha çok o lakaplarla anmaktadırlar. Özellikle de dedikodu yaparken…
Ekip, buradan yola çıkılarak; kahvaltısı, yemeği, kokteyli ve barbekü patisi olan ve giriş ya da çıkışta küçük hediyeler verilen toplantılara, genel olarak bilim adamı, bilim kadını, siyasetçi ve gazeteci kimliği ile katılan; buna rağmen söz konusu mesleklerle hiçbir ilgileri ulunmayan kişilerin, birbirlerini adlandırmaarı ile ortaya çıkmış çarpıcı bir kavramdır. Adeta bir tarikat ya da istihbarat örgütü mantığıyla işleyen, bir teşkilatlanma havası da veren ‘Ekip’in, kendi arasında geliştiridği çok ilginç kısaltmalı bir dil de vardır. Bu dile ve yaratıcısına da kitapta yer verilecektir.
Ancak kitabın en önemli görevi, toplumdaki gelir adaletsizliğinin, başta sosyete özentisi ve böyle bir gruba aidiyet babında nasıl bir süreç içinde bulunulduğunu, bazıinsanlrın iki ya da en fazla üç saatliğine de olsa böyle bir grubun üyesiymiş ya da sosyetik bir hayat tarzı varmış gibi yaşamasının nasıl bir tablo ortay çıkardığını göstermesi olacaktır.
Genel olarak baktığımızda, özellikle de lüks otellerde düzenlenen resepsiyon ve açık büfe kokteyllerde; üç temel tip insan modeli ile karşılaşırsınız. Zaten bu insanlar duruşları ile, oturuş kalkışları ile, içki kadehini tutuşları ile, söz konusu içkiyi içişleri ile kendilerini iyice belli eder.
İlk grup insan modelinin ortak özelliği, bu kişilerin; söz konusu resepsiyona neden geldiklerini ve orada bulunuş amaçlarını bilen insanlardır. İçki kadehini, avuçlarının alt kısmından hafifçe yukarı kaldırarak, yavaş yavaş yudumlarlar. Herhangi bir yere oturacakları zaman, yavaş oturur ama hızlı kalkarlar. Az yemekyerler, ama tatlıyı mutlaka alırlar.
İkinci grup insan modeli de, muhtemelen açık büfe resepsiyon ya da kokteyl kültürü olmayan, salonda kendilerin yalnız hisseden kişilerden oluşur. Upuzun gece boyunca, sadece ir kadeh içki alırlar, düşürmekten korktukları içki kadehini, sımsıkı kavrarlar ve gece boyu en fazla iki kanepeden başka hiçbir şey yemezler. Kolay kolay hiçbir yere de oturmazlar.
Üçüncü grup insan modeli ki, kitapta konu edinilen ‘Ekip’, bu gurubun içinde yer almaktadır. Bu kişiler, kokteyl ya da yemek salonunda, onur konuğu ya da ev sahibi tutumu içindedirler. İçki kadehini, ucundan hafif kaldırarak tutarlar ve sürekli kadehi sallarlar. Geen herkese baları ya da kolları ile selam verirler. Çok içerler, çok çeşitli içerler, kolaly kolay sarhoş olmadıkları için, bu karıştırma, onları çok etkilemez. Masaya bir hayli hızlı otururlar, ağır ağır kalkarlar. Çok yemek yerler, hatta doysalar bile yerler. Bu modele dahil olan ekip ise, bunlara ek olarak, mönüyü eleştirir, protesto eder, hatta firmanın büyüklüğüne göre mönü zayıfsa; bunu bizzat söz konusu şirket yetkilisine sitemle söylerler.
Ekip olarak söz edilen grubun şu andaki kesin sayısı tam olarak bilinmektedir. Ancak belirgin olarak 85 ile 123 kişi arasında değişken bir rakam telaffuz etmemiz de yanlış olmayacaktır. Şu kadarını da belirtmemiz de fayda olacaktır ki, bazı büyük toplantılarda, gerçekten çok ünlü olan bazı yazar ve gazeteciler de ekibe dahil olmakta ve hiçbir şekilde davet edilmedikleri toplantılara, kariyerlerini kullanmak suretiyle girerek, ekibin sayısını bir anda 170’lerin üstüne çıkartabilmektedirler.
Ben bu kitabı okurken, keyif alacağınızı ümit etmekteyim. Umarım gerçekten keyif alırsınız ve kitapta yer alan ve aslında yanı başınızda yaşanmasına rağmen, yabancı kaldığınız bir olguya tanıklık etme şansı yakalamış olduğunuz hissine kapılırsınız.
[B]
ÜMMÜ GÜLSÜM CANTINAZ/CİHA[/B]