BOĞAÇ YÜZGÜL'ÜN YAZISI
------------
Güncel - 09-08-2012 19:17
Taşeron
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, sonunda itfaiyeye de el attı...
Taşeron şirkete imza atmaya zorluyorlar itfaiye işçilerini...
Kimdir itfaiyeciler?
Yangın söndüren kişiler...
Yani, can ve mal kurtaranlar...
Sıcak sıcak, o anda, alevlerin ortasında, her yer yanarken...
............................
Taşerona imza attırmak ne demek?
Ucuza getirmek, yükü hafifletmek, maddi gideri azaltmak...
Keşke bu kadar basit olsaydı...
Bu demek değil tabii...
Taşerona imza attırmak demek, itfaiye hizmetlerini de özelleştirmek ve bu yolla, itfaiye hizmetlerinde de yandaş yaratmak demek...
Ne olacak?
Birçok işçi, taşeronun vereceği parayı beğenmeyecek ve işini bırakacak. Sonra ne olacak?
Bu işçi, muhtemelen yandaşlarından ve arkadaşlarından oluşan bir ekip kuracak...
Yani AKPli bir itfaiyemiz olacak İstanbul’da...
Yıllar önce, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, EGO tarafından yürütülen belediye otobüs taşımacılığı için, kadrolu olmayan binlerce şoförü, BUGSAŞ adlı şirkete imza atmaya zorlamıştı...
............................
Ama, tarihin bu İstanbul’daki tekerrürünün bir de handikabı var hem de büyük...
İtfaiye uzmanlık işidir, öyle diğer kadrolaşmalar gibi, vahim sonuçları sadece siyasi olmaz...
İnsan hayatı söz konusu...
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın bu yaptığı, dünyanın en eski itfaiye kurumlarından biri olan hizmete büyük bir ayıp...
Evet, evet; İstanbul itfaiyesi; dünyanın en eski itfaiye kurumlarından birisi...
‘Yangın olur biz yangına gideriz’ şarkısı ile ünlenen, bin yıl eskiye dayanan Tulumbacılar Ocağı; siyasi kadrolaşmanın kurbanı olmak üzere...
............................
Yazılarımdan bilirsiniz, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını sürekli takip eden muhabirler var ya, şimdi siz yine ‘Ya neden onlar yazmıyor da sen yazıyorsun?’ diyeceksiniz...
Onları siz artık iyi tanıyorsunuz...
Belediyenin kendilerine tahsis ettiği yazın serin kışın sıcacık odayı, o odadaki her yöne açık telefonları, bilgisayarları, ego tatminlerini sınırsız yaşayarak kafalarınca adam yerine koymadıkları odacıları, sınırsız çay ve yemek imkanını kaybetmek istemedikleri için, başta belediyenin basın danışmanlığı ve danışmanlık çalışanları ile, ‘Enseye tokat, malum yere parmak’ ilişkisine girmeyi, gazetecilik onuruna yakıştırmaktan hiç çekinmeyen, bu nedenle de,belediye aleyhinde haber yaparken, basın danışmanlığından icazet alan ve çoğunluğu AKP’nin kalemşörü olan gazeteciler yani...
İşte bu belediyenin kendilerine tahsis ettiği yazın serin kışın sıcacık odayı, o odadaki her yöne açık telefonları, bilgisayarları, ego tatminlerini sınırsız yaşayarak kafalarınca adam yerine koymadıkları odacıları, sınırsız çay ve yemek imkanını kaybetmek istemedikleri için, başta belediyenin basın danışmanlığı ve danışmanlık çalışanları ile, ‘Enseye tokat, malum yere parmak’ ilişkisine girmeyi, gazetecilik onuruna yakıştırmaktan hiç çekinmeyen, bu nedenle de,belediye aleyhinde haber yaparken, basın danışmanlığından icazet alan ve çoğunluğu AKP’nin kalemşörü olan gazeteciler bunu yazamazlar...
Yemez...
Gazetecilik cesaret ister...
Belediyenin kendilerine tahsis ettiği yazın serin kışın sıcacık odayı, o odadaki her yöne açık telefonları, bilgisayarları, ego tatminlerini sınırsız yaşayarak kafalarınca adam yerine koymadıkları odacıları, sınırsız çay ve yemek imkanını kaybetmek istemedikleri için, başta belediyenin basın danışmanlığı ve danışmanlık çalışanları ile, ‘Enseye tokat, malum yere parmak’ ilişkisine girmeyi, gazetecilik onuruna yakıştırmaktan hiç çekinmeyen, bu nedenle de,belediye aleyhinde haber yaparken, basın danışmanlığından icazet alan ve çoğunluğu AKP’nin kalemşörü olan gazetecilerde, nerde o yürek, nerde o meslek onuru, nerede o meslek haysiyeti, nerede o cesaret?
İstanbul yanacakmış, insan hayatı tehlikedeymiş, tarih yok oluyormuş; ‘Belediyenin kendilerine tahsis ettiği yazın serin kışın sıcacık odayı, o odadaki her yöne açık telefonları, bilgisayarları, ego tatminlerini sınırsız yaşayarak kafalarınca adam yerine koymadıkları odacıları, sınırsız çay ve yemek imkanını kaybetmek istemedikleri için, başta belediyenin basın danışmanlığı ve danışmanlık çalışanları ile, ‘Enseye tokat, malum yere parmak’ ilişkisine girmeyi, gazetecilik onuruna yakıştırmaktan hiç çekinmeyen, bu nedenle de,belediye aleyhinde haber yaparken, basın danışmanlığından icazet alan ve çoğunluğu AKP’nin kalemşörü olan gazetecilerin umurunda mı?