İnce’den Erdoğan’a: Bir daha böyle laf ederse onu meydanlarda perişan edeceğim
CHP seçim bildirgesini açıkladı...
ÜNİVERSİTEDE
REKTÖR 17-25 ARALIK SONRASI FETÖ’nün YAĞMUR DERGİSİNDE GÖREV ALMIŞ!
Bu haber 09 Ağustos 2012, Perşembe 19:17 tarihinde eklendi. 511 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

TAŞLAR YERİNE OTURDUĞUNDA

........
TAŞLAR YERİNE OTURDUĞUNDA Önce okulların girişinden, sonra sınıflardaki tahtanın hemen üstünden, sonra da bahçedeki kaide üstünden kaldıracaklar... Derken devlet dairelerine gelecek sıra... Tek tek sökülecek porteleri.. Sokaklar, praklar, bahçeler ve meydanlar da unutulmayacak... Yetmeyecek, etrafta ne kadar yazısı varsa, imzasını atığı ne kadar söz varsa, kafalarından sildikleri gibi, duvarlardan, sokaklardan, kaidelerden, panolardan, afişlerden ve kitaplardan silecekler; tıpkı dağlardaki 'Ne Mutlu Türk'üm Diyene'yi sildikleri gibi, tek bir sözü de kalmayacak ortada.. Sonra ne mi olacak? Unutturacaklar, unutulacak, unutturulduğu için de kimse hatırlamayacak, hatırlayamayacak... Ne Mustafa'sı kalacak, ne Kemal'i ne de Atatürk'ü... Cumhuriyeti'de yitirildiği zaman, hafızalar iyice silinecek... ******************************************************* Keşke yukarıda yazdıklarım, 'Dinci' bir köşe yazarının sütunlarında yayınlanmış olsaydı da, alıntı yapıp hemen peşi sıra gelen satırlarda, kalayı basaydım ve bir güzel giydireydim o yazar bozuntusuna... Ama ne yazık ki, ne yazık ki bu satırlar bizzati bana aittir... Üzülerek, utanarak, sıkılarak, kızarak, küfrederek, isyan ederek yazdım, gördüklerimi ve yaşayacaklarımzı yazdım... Kehanet değil bu, gelecek; geleceğin ta kendisi... ******************************************************* Hatırlıyor musunuz, iki sene önceydi, Sabancı Üniversitesi Rektörü olacak zat-ı Muhterem, 'Bu üniersitede Atatürk'e saldırmak, sataşmak, laf söylemek serbestir' diyerek tanıtmıtı üniversitesini yeni kaydolacaklara... Benzer bir duruma da ne yazık ki ben şahit oldum, önce inanamadım, yanlış anlamış olacağımı düşünerek daha iyi odaklandım, ama doğruydu, yaşadıklarım bir rüya ya da kabus değil, gerçeğin ta kendisiydi... ******************************************************* Sektörel haberlerde sürekli paslaştığım bir 'Alternatif Ticaret' firması, İstanbul Dedeman Otel'de bir iftar yemeği düzenledi... Tabii her sene olduğu gibi, sektörle ilgilenen ve aralarında benim de bulunduğum bazı gazetecileri de davet etmişlerdi... Deeman İstanbul'daki iftar, her yerde olduğu gibi, oruç tutanlar için yemek yeme vkti olan ezan ile başladı ve çorbalar içildikten sonra, küçük bir sunumla katılımcılar ve program arz edidi... Konuklar arasında, Sultkan II. Abdülhamit'in en küçük torunu Harun Osmanoğlu da vardı... İftariyelikler yenildi, ayranlar içildi, yemekler yenildi ve tatlıya geçilirken; şirketin yönetim kurulu başkanı konuşmak üzere kürsüye gedi ve... O bana bu yazının başındaki satırları yazdıracak tarihi konuşmasını yaptı... İyice anlaşılması bakımından, öncelikle, konuşmanın ilgli kısmını aynen aktarıyorum: 'İftarımıza hoşgeldiniz, aramızda çok değerli sektör temsilcileri ve iş ortaklarımız ar. Tabii bir de, Osmanlı Hanedanı'ndan, Şehzade Harun Osmanoğlu bulunuyor. Kendisine 'Hoş geldiniz' diyorum, kendisi Sultan II. Abdülhamit'in torunudur. ULUSUMZUN KURULŞUNU BORÇLU OLDUĞUMUZ, OLARDIN SAYESİNDE KURULAN ÜLKEMİZİN VEFA BORCNU ANLATMAYA DİLİMİZ YETMEZKEN, tam da bu noktada, 'Ulusumuzun kuruluşunu borçtlu olduğumuz' sözüne atfen, Harun Bey'in muhterem dedesi, II. Abdülhamit Han'ın anılarından bir 'Hatırat Metni'ni okumak istiyorum: 'İttihatçılar, iki gemi uğruna bu ülkei savaşa soktu, sonra da, kaybede kaybede, her şeyimzi kaybetik', evet böyle diyor sultan, kaybettik belki bugünlere gledik ama, biz ulusumzun, vatanımızn kuruluunu kimlere borçlu olduğumzu unutmadık, bu nedenle de Sayın Harun Osmanoğlu'na, Şehzade Harun Osmanoğlu'na, bir kez daha şükran sunuyorum, 'Hoş Geldin' diyorum...' Satır aralarını iyi okursanız, neye isyan ettiğim ianlarsınız... Evet, Osmanlı 600 seenlik ir gerektir, tarihimizdir, yakın ve uzak geçmişimizdir, istesek de silinmez bir bağ vardır aramızda; hle o bağdan son kalan kırıntılar olan hanedan akrabaları, canlı tanıklardır, değerlidir, kıymetlidir... Ama, Osmanlı, bu ülkenin kuruluşnu borçlu olduğumuz bir realite değildir; olamaz da, bunda; Harun Osmanoğlu'nun suçu yoktur belki ama, o hanedanın yöneticileri olan padişahlar; ekonomie ve siyasette bile bile büyük hatalar yaparak, 'Tahtım kalsın gerisi hikaye' diyerek mevcut ülkeleri yıkılmış, İtihatçı, yani yenilikçi, cumhuriyetçi zihniyetlerce yeni Türkiye Cumhuriyeti, üstelik onlara rağmen kurulmuştur... Hatta son hanedan başı, padiah da kaçmıştır, yurt dışına kaçmıştır.. Vatanını bıakmıştır, bunu hala okutluyorsa, değiştirerek, başka bir hal almadıysa, ilköğretim okulundaki bir çocuk bile bilir, kusura bakmayın da siz hangi borçtan bahsediyorsunuz? Bu bir dil sürçmesi değildir, dil sürçmesi olamaz ve ne yazık ki, gelinen süreçte yakalanan cesaretin, oradaki dışa vurumudur... ******************************************************* Beni kehanet gibi gelecein gerçekelrni yazmaya iten biaz da, bu konumanın alkış tufanına boğulması ve sallondan bir Allah'ın kulunun çıkıp, 'Ne diyorsun birader?' dememesi, diyememesiydi... Ve yemek çıkışında, eski milli bir Taek-wandocu olan ir sorcu katılımcının, Harun Osmanoğlu'nun mekrofonar önünde elini öperken, 'Sizi burada tanımaktan büyük mutlluk duyuyrum. Cenab-ı Allah, aile büüyklerinize ahksızlık yaparaak, bu ükyi kuranlardan öbür tarafta elbette hesap soracaktır. Biz gerçekleri bilioruz' sözlerini sarfetmesi ve O'nun da yan ı ndakilrece alkışlanmasıydı... ******************************************************* Evet... Taşların iyice yerine oturması bekleniyor... Süreç hızla ilerliyor, zaman akıyor; ilerliyor... Önce okulların girişinden, sonra sınıflardaki tahtanın hemen üstünden, sonra da bahçedeki kaide üstünden kaldıracaklar... Derken devlet dairelerine gelecek sıra... Tek tek sökülecek porteleri.. Sokaklar, praklar, bahçeler ve meydanlar da unutulmayacak... Yetmeyecek, etrafta ne kadar yazısı varsa, imzasını atığı ne kadar söz varsa, kafalarından sildikleri gibi, duvarlardan, sokaklardan, kaidelerden, panolardan, afişlerden ve kitaplardan silecekler; tıpkı dağlardaki 'Ne Mutlu Türk'üm Diyene'yi sildikleri gibi, tek bir sözü de kalmayacak ortada.. Sonra ne mi olacak? Unutturacaklar, unutulacak, unutturulduğu için de kimse hatırlamayacak, hatırlayamayacak... Ne Mustafa'sı kalacak, ne Kemal'i ne de Atatürk'ü... Cumhuriyeti'de yitirildiği zaman, hafızalar iyice silinecek... Bize bile unutturmak isteyecekler... Peki unutacak mıyız?
Yazdır Paylaş
ETİKETLER :
Diğer Haberler
EN ÇOK OKUNANLAR
HANGİ TAKIMI TUTUYORSUNUZ !
BEŞİKTAŞ
FENERBAHÇE
GALATASARAY
TRABZONSPOR
DİĞER
SİVASSPOR
GaziSOFT Php Profesyonel Haber Yazılımı