BİLMECE BİLİRMECE
Bugünkü yazımıza bir bilmece ile başlayalım...
'Dört kavram, dördünün de içi boşaltılmış kavram...'
Ya da şöyle soralım:
'Bana öyle dört kelime söyleyin ki, kendi başlarına kullanıldıklarında çok derin anlamları olsun, ama bir araya getirildiklerinde, ortaya bomboş bir kavram çıksın...'
Sizi fazla zorlamayalım, konumuz; 'Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'...
Herşey, kısa bir süre önce, İstanbul'un, 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmesiyle başladı.
Gerçekten çok ama çok isabetli bir karardı, öyle ya; en yakın rakip kente oranla 27 kat daha fazla tarihi ve kültürel mekana sahip olan İstanbul; 'Avrupa Daimi Kültür Başkenti' dahi ilan edilse, şaşılmamalıydı..
Hemen bir ajans kurludu, adına da '2010 Avrupa Külür Başkenti Ajansı' denildi.
Projeler istendi, 'Kültür Başkenti'ni yeniden yaratacaklar sandı herkes ama olmadı...
İktidar yanlısı bazı ajans üyeleri ortalığı öle bir bulandırdı ki, gerçekten iş yapacak çağda ve aydı birçok üye istifa ettirildi ajanstan. Hatırlıyorum, bir akşam Swisotel The Bosphorous'ta, öyle bir kadro çıkmıştı ki tanıtım için, neredeyse her meslein en iyisi, tam bir 'Şöhretler Karması'...
Tam herkes, 'Galiba Türkiye bu bari bu işi becerdi' derken o istifalar falan, ajans her yerde olduğu gibii, iktidarın aansı oldu çıktı...
Ve bu kafa ile 2010'a girildi, '2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı' gibi çok iddialı bir ismi olan ajans şu geçen altı buçuk ayda ne mi yaptı?
Birkaç mezarlık ve türbe temizlendi ve bakımsızlıktan kurtarıldı, birkaç tarihi mekan aslına uygun olarak lokanta haline getirildi, bir iki resim sergisi, bir iki ilginç kokteyl, o kadar...
Sonuçta da, 'Türbe temizlemek için, resim ser gisi amak için, tardihi mekanı lokanta yapmak için mi alınmıştı başkentlik payesi?' sorusunu sormadan edemei kimse...
İnanın hiçbir köklü projeye imza atılamadı, ne çevre temizliği, ne trafik, ne kentin turisik ve ekonomik geleceği ile bağlantılı kültürel çalışmalar; hiç bir somut adıma şahit olamadık...
Zaten ne kaar organizasyon yapıldıysa, fiaysko ile sonuçlandı...
En son da, 'Sanat Limanı' açılıı le ilgili etkinlikte...
Bakın dikat edin bu isim de idialı; '2010 Avrupa Kültür Başkenti' adı altında 'İstanbul Sanat Limanı'...
Vay beeeee..
Evet, duyan; 'Vay bee' dedi ama, benim de arasında bulundğum açılış günü davetlileri, Karaköy Antrepo-5'teki açılışa geldiği zaman, olanlar ve olmayanlar karşısında şokgeçirdi...
'Sanat Limanı' açılışı için düzenlenen açılış, 'Kahve Dünyası' adlı firmanın 'Yoğurtlu Dondurma' ve 'Kahve Çeşitleri' tanıtımına döndü...
Sağolsunlar, onlar katılımcılara hoş lezetler sunma için, en az 30 kişilik bir ekiple orada geniş bir stant kurmuşlardı. Ama 'Avrupa Külür Başkenti Ajansı' yetkilileri organizasyonu o kadar berbat bir hale soktular ki, katılımcılar, yoğurtlu dondurma yiyip, filtre kahve içeceim diye, ne konuşmaları dinleyebildi, ne performansı izleyebildi ne de sergiyi gezebildi...
Oysa dört ayrı kategoride çok muhteşem eserlerden oluşan bir sergi açılıyıordu orada...
Birçok ülkeden sanatçı, kratörler, sanat eleştirmenleri; ama dedim ya, 'Dondurma ve kahve' ağırlığını basınca, sergi gölgede kalmayı bırakın, solda sıfır kaldı..
Zaten ne adam gibi bir ses düzeni ayarlanmıştı, ne bir konuşma alanı ne de dinleyiciler için uygun bir alan...
Gelişigüzel bir mantalite ile, çalakalem hazırlanan organizasyonu bir de program dışı bakan katılımı oldu mu?
Eller ayaklar büsbütün birbirine dolaştı...
Ne bir akdim elemanı, ne bir sunum krokisi; inanın ilköğretim ilk sınıf öğrencileri yıl sonu merasimi çok daha planlı bir çerçevede geçerdi...
Neyse, dondurma ve kahvenin lezzet telaşına düşen katılımcılar, plansız-programsız konuşma ızdırabını çekmekten kurtuldu, kahır yüzünden lütuf oldu anlayacağınız..
Fuar gezer gibi kat kat sergi açılış komedisini hiç yazmayacağım o ayrı bir yazı konusu zaten...
Gelelim en son ilginçliğe yani koktelyle...
Bini aşkın yarli ve yabancı seçkin katılımcı, sanatçı, aydın, yazar, gazeteci, yazar, siyasetçi ve koleksioncuya; 'Antrepo bahçesinde birbirinden lezetlmi Türk yemeklerinden oluşan kokteylimize daet edioruz' anonsu duyulunce, zaten dondurma ve kahve için çoğu bahçede olan katılımcılar bu kez yemek stantına hücum etti..
Ama o da ne, birbirinden ilginç Türk yemekleri menüsünde ne vardı dersiniz?
'İtalyan Peyniri', 'Cheddar Peyniri', 'Salamon Yeşil Zeytin', 'Turşu', 'Cherry Domates', 'Tahinli Çörek', 'Alman Çöreği', 'Paskalya Çöreği'...
O kadar...
Yani bu kaar fiyaskoyu, senaryo olarak yazsan eksik noktalar kalır muhakkak..
Sen '2010a Avrupa Külür Başkenti Aansı' olacaksın, 'Avrupa Kültür Başkenti İstanbul Sanat Limanı' açacaksın, sponsor bulamadığın için, garip bir içki servisi ve hakikaten çok garip bir yemek servisi ile, çörek ve peynirle, yabancı konuklara akşam ymeği vereceksin..
Bu 'Ayıp' ya da 'Rezalet' falan değildir, iş bilmemektir, kültürsüzlüktür; kültür başkentinin idaresine talip yönetimin kültür eksikliğidir...
Ne yapalım, 'vermemiş Mabud, Neylesin Mahmud'...
BOĞAÇ YÜZGÜL/TÜRK HABERLER AJANSİ/YÖNETİM
|