28 ŞUBAT
Daha ortada hiçbir şey yoktu…
Çok şey olmasına rağmen, siz deyin cesaretleri yoktu, ben diyeyim ki daha beyinleri karanlık sularla yıkanmamıştı…
İnanan-inanmayan ayırımı, türbanlı-türbansız kaosu yoktu; zira türban yoktu…
Her inanan Türk Müslüman gibi, başını ‘Başörtüsü’ ile örten hanımefendiler, ki ne mahalle baskısı ne koca, ne baba; o hanımefendiler, inançlarını yaşıyorlardı..
Bir zorlama yoktu, bir baskı yoktu…
Hiçbir siyasi partinin üniforması değildi o başlarındakiler…
Onlarsa, bu masum başörtülü Türk kadınının, nasıl istismar edileceğinin hesabını yapıyorlardı…
Türbanı ihraç ettiler Fransa’dan…
‘Türban’…
Latince, ‘Turai baneis’ yani başı örten, gizleyen anlamında..
Neyse…
Öyle bir anda tepeden indiremezlerdi…
Onlar da önce marketleri ile geldiler…
Büyük kentlerde market zincirleri kurdular…
Kasalarına da hep onlar oturdu…
Bilinen Müslüman Türk kadınının aksine, kasalarında türbanlı kardeşlerini görenler hemen anladılar, ‘Bunlar Müslüman Market’, sanki diğerleri gavurmuş gibi…
Hep denir ya, bu ülkede; ezan sesi ile çan sesi yan yana kardeşçe yaşadı asırlarca; alkollü içecekler de gülsuyu ile, ayrın ile, meşrubat ile aynı tezgahtaydı…
Öyle bir tezgah kurdular ki, marketlerine içki sokmadıklarını hayrıka haykıra ilan ettiler ve ister istemez bir müşteri portföyü oluştu…
Artık, kardeş kardeş aynı marketten alışveriş yapan ve esasen inanç olarak çok da farklı olmayan vatandaşlar ikiye bölündü…
Müslüman marketlerden alışveriş yapanlar, gavur marketlerine gidenler…
Bu sağlandıktan hemen sonra, türbanı okullara soktular…
Biz üniversitedeyken, yani yakın zamanda bile, hiçbir sorun yaşamadan kardeşçe okuduk aynı sınıflarda…
Ne zamanki, okullara sokulan başörtüsü, bir siyasi partinin orta bahçesi, üniforması oldu; ister istemez bir insan hakları dramına ev sahipliği yaptı Türkiye…
O orta bahçe, inanç sembolü iken, inanç gereği iken siyasi üniforma halne dönüştürülen türban yüzünden, siyasi üniforma olmadan sadece inancı gereği o kıyafeti giyen yüzlerce öğrencinin geleceğine sebep oldular…
Ve siyaset…
Başbakanlık Konutu’nda, tarikat liderlerine verilen gövde gösterisi yemeği hatırlıyor musunuz?
‘Cumhuriyete rağmen biz bunu yaparız’ diyen bir başbakan yüzünden, ortalık karıştı…
Cumhuriyetin yöneticileri; inanç gereği haç bölgesinde giyilmesi lazım gelen kıyafetleriyle, yani ihramlarıyla, havaalanlarında gövde gösterisi yapınca, birileri; savunmaya geçmeliydi Türkiye’yi…
28 Şubat işte böyle geldi…
Bağıra bağıra…
Haykıra haykıra…
28 Şubat’tan herkes, her şey zarar gördü…
Cumhuriyet…
Demokrasi…
Siyaset…
Ekonomi…
Millet…
Herkes, her şey zarar gördü…
İyi ama, o muhtıra, keyfe keder mi yayınlandı?
Olmasa daha iyi olurdu, kabul; ama bir etkinin tepkisi değil miydi o muhtıra…
Bil bildiri, bir broşür, bir yasa dışı maddeler zincirimiydi ki, hala bu kadar eleştiriliyor…
O bir milletin uyandırılışıydı…
Olmasaydı, evet olmasaydı keşke; ama olmadı; birileri cumhuriyetin karşıısnda durdular ve olmaması lazım geleni; ol-dur-du-lar…
|