|
|
|
|
|
|
2010-01-31
01:00
|
| ............. |
| |
BEN BİLMEM
BEYİM BİLİR
Bu başlık nereden mi çıktı?
Kaymakamdan...
Hangisi mi, durun hadi yine size bilmece gibi bir hikaye anlatayım...
Ama bu kez bir masal değil, gerçek bir hikaye anlatayım...
Efemdiiiiiim...
Günlerden bir gün, üç gazeteci; bir araştırmaya tanıklık ederler ve bu araştırma, ‘Kaplıca Turizmi’ denen bir olgunun, on yıllarca bayraktarlığını yapan bir ilçenin, bu vasfını kaybettiğini haykırmaktadır...
Sonuçta sancağı devralan diğer ilçe de vatanlarının bir parçasıdır ama, hak edenin, içten içe sempati duydukları öbür ilçe olduğuna inanmaktadırlar...
Bu kaygı ile üç kafadar o ilçeye gelirler...
İyi niyetlidirler, hani amaçları asparagas habercilik olsa bozuk bir yolu ya da restore edilmemiş bir binayı arayıp, bulup, çekip ilçenin yöneticilerine, söz demetleriyle süsledikleri bir haberle yüklenmeleri de düşlenebilir...
Ama onlar kendilerini fahri hemşehrisi saydıkları ilçenin iyiliklerine kilitlenmiştir...
Bu nedenle de işe o yörenin en yetkili, en resmi, en sözü geçecek kişisiyle başlamak isterler...
Araştırmayı anlatırlar, amaçları anlatırlar, para, ödenek, avanta istemezler, kendilerine yol gösterilmesini talep ederler...
Kaymakamın ilk tavrı ilginçtir, ‘Ben bilmem beyim bilir’ pardon ‘Bu konuyu ben bilmem reis bey ilgilenir’ der. Bilirler ki oranın reisi de amiri de odur. Tekrar yazalım, para, avanta, ödenek, yemek, içmek talep etmezler...
Adettendir bu tip haberlere giden gazetecileri keyfi gezileri dışında haber amaçlı her türlü bölgesel seyahat için söz konusu bölgenin mülki ya da yerel amiri tarafından araç tahsis edilir...
Buna daha önce defalarca şahit olmuşlardır, ama bilirler ki devlette bu tip tahsisleri leb demeden leblebiyi anlayanlar hesabı ikilettirmeden gerçekleştiren yöneticiler olduğu gibi; ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ mantığında, ‘Ben bilmem beyim bilir’ pardon ‘Ben bilmem reis bey bilir’ci yöneticiler de vardır...
Allem ederler kallem ederler orada o ilçe için olduklarını anlatmaya çalışırlar ama ‘Ben bilmem beyim bilir’ pardon ‘Ben bilmem reis bey bilir’i aşamazlar...
Sonuçta ne reis bey ne de reis emini yönetici bu gazetecilere yol göstermez...
Çaresiz o ilçeye gelmişken bir, iki dost ziyareti yapıp öyle ayrılma kararı alıp ziyaret turlarına başlarlar...
Dost dostu açar, o dost başka bir dosta götürür yollarını ve teşbihte hata olmayacaksa ‘Dış kapının mandalının döküldüğü demir atölyesinin sahibinin üst komşusunun dış kapısının mandalı’ bir kişi üstelik acılı bir gününde ‘Madem reisler bilmiyor bu ilçe benim de ilçem’ der ve üç gazeteciye araç tahsis eder, onunla kalmaz yöneticisi olduğu oteldeki bir personelini o gazeteciler orada olduğu sürece yanlarına refakatçi verir; onunla da kalmaz yöneticisi olduğu otelde onları konuk eder...
Dikkatinizi çekerim otel onun değildir, yöneticisidir sadece, ama onun yetkisi demek ki ‘Ben bilmem beyim bilir’ pardon ‘Ben bilmem reis bey bilir’ci kaymakamdan çok daha yetkindir, etkindir...
Sadece bir tavsiye, basınla dost olursa makamın altından kaymaz ey kaymakam! Bil ki basın oraya gelmişse senin için gelmiştir bil kaymakam!
Ve unutma ki ey kaymakam bir kaymakam asla ‘Ben bilmem beyim bilir’ pardon ‘Ben bilmem reis bey bilir’ demez ey kaymakam!
----------------------------------------------------------------
İSTATİSTİK
İstatistik bir bilimdir...
Sen ne kadar iyi ya da kötü niyetli olsan da; pozitif bilimde yalan söyleyemezsin...
Şimdi size istatistiki bir bilgi vereyim...
İstanbul’daki şehir hatları, vapurları işletmesi, denizcilik işletmelerinden alınıp da İDO’ya devredildiğinden bu yana geçen üç yılı aşkın sürede sekizi büyük otuz iki kaza meydana gelmiş...
Bunlarda ciddi hasar gören gemilerde olmuş, yaralananlar da hatta ölen...
Son otuz üç yıla bakalım mı?
Hatta gelin şehir hatlarının İDO’ ya devredildiğinden önceki son otuz üç yıla bir bakalım...
Kaç kaza olmuş dersiniz?
Altı...
Son elli beş yılda nedir peki bilanço?
On dört...
Ölü var mı?
Yok...
Yaralı sadece on altı kişi...
Ya hasar...
Sadece yanan bir gemi ve sancak tarafı kullanılamaz hale gelen bir feribot o kadar...
İstatistik bir bilimdir...
Bu bilimi dikkate almak lazım...
Bu veriler bize neyi anlatıyor biliyor musunuz?
İmam kökenli kadrolaşmanın Türkiye’yi denizcilikte nereye getirdiğini haykırıyor...
Ha ama unuttum bu istatistiklerde bir küçük bilgi daha var son üç yılda işe alınan imam kökenli kaptan ya da denizci sayısı kaç?
Üç yüz otuz üç...
Son elli beş yılda neydi bu?
Cevap veriyorum...
Hiç...
BİLMEMEK AYIP DEĞİL
Geçenlerde, Aktif Bank ile PTT’nin ortaklaşa düzenledikleri bir basın toplantısına davetliydim...
Toplantı sonrası sağ olsunlar katılan gazetecilere irili ufaklı bir takım hediyeler verdiler...
Hediyenin değeri söylenmez, ayıptır ama söz konusu haberse başka diyerek aktarmak istiyorum...
O hediyeler içerisinde en değerlisi, PTT’nin hazırladığı ‘İstiklal Harbimizde PTT’ adlı yaklaşık beş yüz sayfalık kitaptı...
Maddi değeri bir yana manevi değerini ölçemeyeceğiniz bu güzide kitabı daha toplantıdan çıkar çıkmaz, inanın ofise dönerken otobüste okumaya başladım...
Kitabın kapağını çeviriyorum, tabii ki Mustafa Kemal Atatürk’ün resmi ve altında tabii ki ismi...
Sayfayı çeviriyorum Cumhurbaşkanı Abdullah Gül resmi ve ismi...
Sayfayı çeviriyorum Başbakan Recep Tayyip Erdoğan resmi ve ismi...
Sayfayı çeviriyorum Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım resmi ve ismi...
Sayfayı çeviriyorum PTT Genel Müdürü resmi ve ismi...
Sayfaları çeviriyorum kırk birinci sayfada PTT Kızılay Şubesi Müstahdemi Hayrettin Efendi resmi ve ismi...
Şaka şaka bir tek müstahdem şaka...
Ama diğerleri be vallahi be billahi doğru...
Şimdi bana biri söylesin hani bilmemek ayıp değil cahilliğime verin cühelalığıma yorun hatta böyle bir şey varsa bana ‘yuh be geri zekalı’ bir de köşe yazıyorsun, bilmiyorsun, deyin...
Biri bana öğretsin bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp...
Soruyorum ne olur öğretin, ‘Bir kitap hatta resmi bir kitap basılırken Atatürk ile birlikte Cumhurbaşkanının, Başbakanın, ilgili bakanın ve ilgili bürokratın resminin konulmasının gerektiğine ilişkin bir kanun, bir anayasa maddesi, bir kanun hükmünde kararname, bir tüzük ya da bir yönetmelik var mıdır?’
Öğretin bana böyle bir resmi zaruret var mı?
Yoksa bu bir kompleks mi?
Kıskançlık mı?
Hani Atatürk’ün hemen arkasından...
BOĞAÇ YÜZGÜL
|
|
|
| |
|